Biliyorum hiç kapanmayacak bu yara.
Yağmurlar yağacak ve seller kalkacak, taşacak her yanım, bulanıp çamurlu kederlere boğulacağım.
Ama hiç bitmeyecek bu elem.
Kanayacağım ansız zamansız, neşter kesiği çiziklerden sızacağım, akacağım usulca.
Ama biliyorum hiç dinmeyecek bu sancı.
Dualar okuyacağım, yakarıp secdelere kapanacağım, semaya duracağım sonra, dönüp ulaşacağım vuslata, çağlayacağım yani.
Ama biliyorum hiç geçmeyecek bu acı.
Kavrulacağım bedenimde, esmer yanığı bir ten olacağım, küle dönüp savrulacağım ve yeniden doğacağım küllerimden.
Yine de biliyorum hiç sönmeyecek bu yangın.
Rüzgârda uçuşacak ruhum, yalpalayıp denizler aşacağım, dağlar, ovalar, vadiler, yollar…
Sıkışıp kalacağım yaşamın iki yakası arasına, bir yanım surette kalacak ve manada diğer yanım, araf’ta olacağım hani.
Ama biliyorum hiç susmayacak bu çığlık.
Ey ayağı dünyevi efsunlara prangalı kişi!
Ölüm yaşamda ilişti benliğime de her gün ve her an öldürmekte beni. Dün mey sarhoşuydum, bugün aşk ama yarın manada ayılacağım.
Ya sen…
Ey benliğinin saltanatıyla arşa çıktığını sanan kişi!
Varlıkta yokluk bulaştı da nefsime arsız zamansız hiçliği aramaktayım şimdi.
Semerkant’ta yaşamı buldum, Kâbe de ölümü ve arıyorum işte toprakta yeniden dirilmeyi.
Biliyor musun hiç kapanmayacak bu yara, bu kavga, bu telaş, bu savaş, bu sefil koşturmaca hiç bitmeyecek.
O’ndan aldım armağanı, Efendimden hoşgörüyü, Musa’dan asayı, İsa’dan çileyi, Mansur’dan hakkı, Mevlana’dan aşkı, Şems’ten ilimi ve seni irdelemekteyim şimdi, yani beni.
Ey sesimin hırkasından sükûnetimi sıyırıp alan…
Ruh ben isem içine büründüğüm hırka kim?
Ruh sen isen alıp verdiğim bu nefes kimin?
12 Mart 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder